Bizim Medeniyetimizde Bilgi Sorumluluktur

Anasayfa > Haberler > Bizim Medeniyetimizde Bilgi Sorumluluktur

Gazi Kılıçparlar’ın Anadolu Öğrenci Birliği tarafından organize edilen 4. Oku-Yorum Kampı Mersin Silifke'de gerçekleştirdiği "Kuşaklar Arası Köprü: Gelenekten Geleceğe Ortak Değerler İnşası" başlıklı seminer konuşması:

Bugün burada “Kuşaklar Arası Köprü: Gelenekten Geleceğe Ortak Değerler İnşası” başlığı altında konuşuyoruz. Şimdi burada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Hangi kuşaktan bahsediyoruz? Bizim kuşağımız mı? Önceki kuşak mı? Şimdiki kuşak mı? Yoksa İslam medeniyetinin bütün serencamı mı? Aslında hepsi…

Gelenekten geleceğe değerlerimizi, ortak değerlerimizi inşa edelim.

Burada ne konuşursak konuşalım bir inşadan bahsediyoruz.
Bizim Kur’an’ımız bir inşa oluşturur ve eylem talep eder.
Bunu duyduk ama duymamış gibi davrandık.
İşittik derler ama işitmiş gibi davranmazlar.

Burada ortaya koyduğumuz şeyler bir inşa olmalı.
O halde burada ortaya koyduğumuz şeyler, önce kendimizde sonra bulunduğumuz muhitte bir inşa oluşturmalıdır.

Yunus’un dediği gibi:

“Ey hoca, gerekse var bin hacca,
Hepisinden iyice bir gönle girmektir.”

Aslında bizim medeniyet algımız içerisinde kulaktan kulağa, yazıdan yazıya gelen çok çarpıcı bir ifade vardır: “Gönül evine herkes alınmaz, gönül kapısı herkese açılmaz.” O kapının usulünce çalınması gerekir. Biz de gönül kapısını çalmak için AÖB kampına geldik. Bir gönüle girmek için bu hazırlanan kampa dahil olduk. Başka şeyler yapabilirdik ama rutinimizi bozduk. Çünkü rutin kıymetlidir ama insan rutinin elinde kalmamalıdır. 6 Şubat’ta şehirler rutinini kaybetti. O gün şunu çok net gördük: İnsanlar rutinin dışına çıktılar, evlerinin dışına çıktılar. Rutinimizi bozmak bizleri evimizden çıkardı, bizi buralara kadar getirdi.

Gönüllülük gönül eğlendirmek anlamına gelmiyor. İşte bu nedenle Oku-Yorum projesine rutinimizden kurtulmak için değil sadece rutinimizi anlamlandırmak için iştiyakla geldik. Bir cemiyet, bir hareket, bir camia kendini geleceğe taşımak istiyorsa böyle masraflı bir işe tevessül eder.

AÖB bir gönüllü hareketi, hazırlıkları, ekip ruhu, iç disiplini, organizasyon becerisi, gençlerden oluşan bir gönüllülük teşkilatlanmasıdır. Bir kısmına şahit olduk, bir kısmına şahidiz. Bu programın ufkunun oluştuğu yerde böyle bir gönüllülük yoktu.

Soruyoruz: Bu proje neden 4 yıldır devam ediyor? Oku-Yorum projesinin 4. yılındayız. Bir gönüllü, bir camia, bir organizasyon niçin bu kadar masraflı bir şeyi mütemadiyen yapmak ister?

Kendimizde aynı yere vararak sesli düşünüyorum: Bu organizasyon kendini geleceğe taşımak istiyorsa ve gelecekte de var olmak istiyorsa organizasyonda var olur.

Gençler dolayısıyla saniye saniye bizi olgunlaştırarak devam eden bir süreci ifade ediyor, geleneği geleceğe taşımak.

Nasıl düşüneceğiz?

Gönüllü arkadaşlarımızla toplandığımızda çoğu zaman kullandığımız bir sloganımız şu oldu: “Sen yoksan biz bir eksiğiz” sözünü kendimize slogan edindik. Zaman ve zemini ıskalamadan “Sen yoksan biz bir eksiğiz” sözünü slogan olarak kullandık. Ama bu sadece bir slogan değil bir sorumluluk biçimidir. Birbirimizin hukukunu korumak zorundayız.

Zamanı ve zemini ıskalamadan, Konfüçyüs’ün ifadesiyle her şeyi birbirine bağlayan o ipi koparmadan yürümek zorundayız.

Yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var. Daha planlı ve programlı olmak zorundayız. Çünkü bugün debisi çok yüksek bir hayatın içerisindeyiz. Sürekli koşuyoruz ama yine de yetişemiyoruz.

Model ne? Hiçbir boşluk bırakmadan zaman ve zeminde koşuyoruz ve gün sonunda yetişemiyoruz. O kadar koşuyoruz ama yine de yetişemiyoruz. Bu akışa müdahale edecek, debisini tayin edeceğimiz bir çalışma yapmalıyız.

O zaman debisi yüksek olan hayatta tek tek bir akıl kurmalı ve düşünce zemini oluşturmalı.

Biz bir dönem lise ve üniversite yıllarında, bu coğrafyanın insanları olarak gönüllere dokunan bir yürüyüşe başladık. Hikayemiz üç aşağı beş yukarı böyle başladı.

Şimdi görüyoruz ki hikâye devam ediyor.

Bir gelenek oluştu. Şimdi bu geleneği geleceğe taşımak adına bir köprü kurmak zorundayız.

Gelenek oluştu.
Geleceğe ulaştırmak adına bir köprü oluştu.
Bu yürüyüş, bu geleneği geleceğe taşımak zorundayız.

Gelenek ne?
Gelenek geçmişe dair bir şeydir ama akil olarak eski değil.
Gelenek sürekli şimdiyi besleyen yenilerdir. Mütemadiyen her şeyi eleştirenler bir şey biriktiremezler.

Dolayısıyla bizim gelenek ile ilişkimizi ayarlarken daha rafine olmamız gerekiyor.
Gelenek sadece olmazları alt alta yazarak oluşturulamaz.
Olmazları sayarak bir gelenek oluşturamayız.
Gelenek olmazları sıralayarak olmaz.

Kemoterapi görürken “Bir İnsan Biriktirdim” kitabının yazarı Davut Özgül, imamlığa başlıyor, uzun süre Anadolu çalışmaları yapmış. Onu yad edelim, rahmetle analım. İnsan biriktirmek için vakitlerimizi adayacağız, birbirimize yer açacağız, bir başkasını kendimize tercih edeceğiz. Aksi takdirde modern hayatın içinde bu tür işlere yetişmemiz mümkün olmayacak. Bir tek arkadaşımızı dahi sarf malzemesi olarak görmüyoruz. Bir kişiyi bile kaybetmeye tahammülümüz yok.

Birbirimize yer açacağız, başkasını kendimize tercih edeceğiz. Çarpma, toplama gibi dört işlemde öncelik sırasını başkasına vereceğiz. Aksi takdirde modern hayatta bir şeye yetişmemiz mümkün görünmüyor.

Bazı programlara katıldığımız zaman öğretmenlerden duyuyoruz: “Hocam, ne güzel hep buradasınız, nasıl bu kadar boş vakit bulabiliyorsunuz?” diye soruyorlar. Biz boş vakit bulamıyoruz. Zannediyorlar ki bizim yaptığımız işler boş vakitte yapılacak işlerdir. Bu işler boş vakit işleri midir? Fire vermeye tahammülümüz yoktur, olmadı olmayacak. Bu işte kendimizi artırarak menzile varmamız gerekiyor. Geleceğimizi belirlemek hususunda cesur olacağız, gelecek adımlar konusunda cesaretli olacağız. Yolun ağırlığının da farkındayız. Nitelikli ve derinlikli bakışa ihtiyacımız var; nitelikli ve derinlikli okumalara ihtiyacımız var.

Kitap okuma serüveninde bazen aksattık, bazen tehir ettik, bazen iştahımız kaçtı. Lakin genç, yaşlı, kadın, erkek, esnaf, öğretmen elimizde okuma listemiz oldu. “Ne okuyorsun?” diye sorular sorduk birbirimize. Bu okumalarda asıl yaklaşımımız düşünülmeyeni düşünmek değil bilinmeyeni bildirmek de değil. İnşa edici ve analitik düşünceyi yakalamak için buradayız. İnşa edici ve analitik düşünce üzerinde duracağız.

Bizim bu yola çıkarken hiçbir zaman kırmızı kaplı bir kitabımız olmadı. Örnek olarak sadece önceki bilgilendirmede ifade edilen Oku-Yorum Projesi kapsamında belirlenen 18 kitaba bakalım. Hiçbir zaman da kendimizi bir kitap üzerinden tanımlamadık. Okumak hususunda sınırlı olmadık, olunmasını da doğru görmedik.

Sisifos’un kayası metaforu vardır: Sisifos’a, ölümden daha beter bir ceza verilir. (Yunan mitolojisinde kurnazlığı ve tanrıları kandırmasıyla ünlü, Tanrı Zeus tarafından Hades’te sonsuza dek bir kayayı tepeye yuvarlamakla cezalandırılan Korint kralıdır.) Sisifos’a verilen ceza, tanrıları kandırması ve Zeus’un sırrını ifşa etmesi nedeniyle yeraltı dünyasında devasa bir kayayı dik bir tepenin zirvesine çıkarmaya mahkum edilmesidir. Kaya tepeye ulaştığında tekrar aşağı yuvarlanır; bu da Sisifos’un sonsuza dek sürecek, sonuçsuz ve umutsuz bir çaba harcamasına neden olur.

Eyleme değer katan amaçlılıktır. Emeği amaçlarından soyutlamak, insana verilecek en büyük cezadır. Tanrıların, Zeus’un özel bilgilerini deşifre eden adam yeraltı dünyasında cezalandırılır. Koca bir kayayı yukarı doğru itmeye çalışan bir figür olan Sisifos, tepeye kadar kayayı iter lakin tepeye ulaşmadan evvel pes eder, tepeden aşağı kaya yuvarlanır ve aşağı doğru ezip geçer. Sisifos’a “Amaçsız Eylemlerin Tanrısı” denir. Eylemlerimize değer katan şey amaçtır. Amaç olmazsa eylemlerimiz büyük bir anlamsızlık içinde kalır.

Gün sonunda Z raporumuz olmalı. Çıktımızı değerlendirelim. Amaçsız olamayız. Okumalarımızdaki asıl motto inşa edici ve analitik düşünce. Cevaplarımızın asaleti sorularımızın kalitesindedir. Asil cevaplar istiyorsak kaliteli sorular sormak zorundayız.

Analitik düşünme, birilerine soru sorarak düşünmedir; birilerine itiraz değil. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) peygamber olmadan önceki son iki yılında Hira’da dakikalar, günler geçirmeye başladı; sürekli tefekkür ve düşünmeye başlardı. Hira Mağarası’na gidenler bilir: Mekke şehrini gören bir tepede, Mekke’nin yaklaşık 5 km kuzeydoğusunda, Nur Dağı’nın (Cebel-i Nur) zirvesine yakın bir noktada bulunan, ayağa kalksan kafanı çarpacağın, yere rahatça uzanamayacağın kadar küçük bir alan…

İslam peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Hira’ya gidişi bir kaçış değil bir uzlet hayatını tercih de değil. Ne olacak böyle diye bir düşünce içerisindeyken bir ışık süzmesi, bir nur tarafından “İkra” diye vahye muhatap oluyor. Bu mağara bir kaya oyuğu; kalksan kafanı çarpıyorsun, ayağını uzattığında sığmıyorsun. Gecenin karanlığında bir nur, bir ışık süzmesi “Oku” diyor. “Ben okuma yazma bilmem” diyen Peygamber (a.s.v.)’a bir daha “Oku” diyor. Bakın en sonunda soru soruyor: “Ne okuyayım?” diyor. O kadar önemli bir şey bu: Soru sormak. O zaman “İkra” diye başlayan Alak Suresi’nin ilk beş ayeti nazil oluyor. Allah, soru soran adama cevap veriyor. Kur’an soru soran adama hitap ediyor. Soru soran adam arayışı olan adamdır. Allah arayışı olan adamla konuşur; vahyin özelliği bu.

Biz epeydir kaliteli soru sorma yeteneğini kaybettik. Oku-Yorum, sorularımızın kalitesini artıracak bir kavram seti olacak, bir çarpanı olacak. Adana’ya dönerek söylüyorum: Gençlerle beraber kavram dersleri yapıyoruz, ATÜ Genç Ofis’te. Mottomuz neydi? İnsanlar kelimelerle konuşur, kavramlarla düşünürler. Kavramınız yoksa kavrayamazsınız. Kavram size ait değilse kavradıklarınız da sizin değildir. Bu sebepten kendimize ait bir kavram setimiz olacak.

Kavramlarımız bizim düşündüklerimizdir. Aklımız, kalbimiz, irademiz bize ait değilse üzerine bir şey koyamayız. Kendimize ait kavram setimiz olmazsa kavradıklarımız da bizim olmaz.

İki kavramın zıddı… “Değer” kavramının eş anlamlısına Google’dan baktım; bir tanesi maddi karşılık, diğeri bedel, diğeri önem. Suyun önemi bedelinden başka bir şeydir. Fiyatı ödersiniz niceliksel olarak karşılanır; önemi ise vazgeçilmezliği, ağırlığı, meziyeti, sahip olduğu üstün niteliktir.

Ne üretiyorsun, ne katıyorsun hayatta? Karşılığı olmayan, amaç barındırmayan bir şey Sisifos’un kayasından farkı yoktur. Hülasa, insan hayatında anlam yaratan şey, mücadele sonucunda ulaşılan şeylere biz “değer” diyoruz. Habil ile Kabil örneğinde olduğu gibi… Kabil gibi gözden çıkardığımızı değil Habil gibi gözümüzdekini verebilmek gerekir.

Kavanoza koyacağımız taşları iyi belirleyeceğiz. Önce büyük taşlarımızı yerleştireceğiz, sonra küçük taşları koyacağız. Gelenekten geleceğe dediğimizde dün, bugün ve yarın… Dünü bugün var olduk ve bugün ile yarın var olacağız.

Bugün konuşuyoruz. Bildiklerimizle amel etmemiz çok önemli. “Bilgi güçtür” diyor Batı. Bizim medeniyetimizde bilgi sorumluluktur. “Medeniyet dediğin bir ölü başına düşen diri sayısıdır” diyor.

AÖB, Mersin Akdeniz Vakfı, Organizasyondaki arkadaşlar, gönüllü gençler, bizi burada yalnız bırakmayan kıymetli hocalarıma desteklerinden ötürü teşekkür ederim.