Doç. Dr. Mustafa Sefa Çakır’ın, Anadolu Öğrenci Birliği tarafından organize edilen 4. Oku-Yorum Kampı Mersin Silifke'de gerçekleştirdiği 'Metinden Hayata: Okuma Kültürünün Şahsiyet İnşasındaki Rolü' başlıklı seminer konuşması:
Bu bir ufak kıvılcımdı şimdi ise büyük bir kamp ateşine dönüştü. Hepinizi takdir ediyorum çünkü gerçekten okumaya rağbetin azaldığı bir dönemi yaşıyoruz. Çünkü hepimizin telefonları var, sosyal medyalarımız var, meşgalemiz fazla.
Şimdi hepimizin telefonunu eline almasını istiyorum, herkes telefonunu göstersin, şimdi sizden bir şey rica edeceğim, telefonumuzun ayarlar sekmesinden telefonun ekran süresini öğrenmesini istiyorum. Mesela benim haftalık ekran sürem 35 saat, sizinki kaç acaba? Fark etmiyoruz ancak günlük 4 saat 5 saat gerçekten ciddi süreler yani.
Şimdi bizim konumuz şahsiyet inşası, Arapçada cümleler ikiye ayrılıyor, ya haber cümlesi, ya da eylem cümlesi. Ben de bu kavramı günlük hayatımıza benzetiyorum. Bu hayatta ya inşa eden, eylem adamı olursunuz ya da haberci olursunuz.
Bildiğiniz üzere İslam’ın ilk emri “Oku” ancak bu kavram ayrıca bir sürekliliği ifade ediyor. Okumayı bir rutin, bir alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor. Sürekli okumak, sürekli zihni uyanık tutmak gerekiyor, yoksa eylemi bırakırsak özne değil nesne oluruz.
Konfüçyüs'ün bir sözü var: “Düşünmeden yapılan her okuma zaman kaybıdır.”
Mesela elimizde kalem olmadan bir kitabı okumak çok etkili olmayabilir. O kitabın üzerinde aldığımız notlar, altını çizdiğimiz cümleler satırlar, anlamını yeni öğrendiğimiz kavramlar…
Zihin aktif olacak, okurken de dinlerken de… Bu cümle neye tekabül ediyor? Bu kavram benim zihnimde ne ifade ediyor? Bunları sorgulamamız gerekiyor okurken.
Kitap okumak bir hobi değildir. Kitap boş zamanlarda okunacak eğlencelik bir araç değil hayatımızı şekillendirecek bir fırsat olmalıdır.
Okuma listelerine gelecek olursak bu listeler aslında biraz da bireyseldir, kişinin iç dünyasına, ilgi alanlarına ve kültürüne göre değişkenlik gösterir.
O yüzden herkese yönelik okuma listelerini pek doğru bulmuyorum. Bilirsiniz bazen bir kitap çıkıyor, çok gündem oluyor ancak bir yıl geçmeden kısa süre içinde yok olup gidiyor.. Neden? Çünkü popüler kültür pazarlıyor onu.
Çoğu İslami yazarı okuyoruz, takip ediyoruz, bazılarının hatta kitaplarından alıntılar yapacak kadar iyi tanıyoruz. Ancak tarihimizin en yakın şahsiyetlerinden Akif’i yeteri kadar okumuyoruz, bu bir eksikliktir.
Acaba gerçekten düşünüp kavradığımız şeyleri mi savunuyoruz? Yoksa bazı kült haline gelmiş sloganik kavramları mı sürekli tekrarlıyoruz?
Bugüne baktığımız zaman, 100 sene öncesine kıyasla çok daha fazla kitaba erişimimiz var, çok daha fazla yazar var. Dijital mecralar vasıtası ile neredeyse sınırsız bir okuma kaynağımız var. Ancak ne yazık ki kaynakların artmasına zıt olarak vaktimiz, ilgimiz dikkatimiz azaldı. Odaklanamıyoruz, az okuyoruz.
Kur’an-ı Kerim’i bile yeterince okuyup anlayamıyoruz. Burada kritik bir soru var:
Okumadığımız bir şeyi yaşama imkanımız nasıl olacak?
Beyin de diğer organlar gibi kullanıldıkça gelişen bir organ. Eğer sen beynini kullanıp onu geliştirmezsen, tam faydalanamazsın.
Edebiyat fakültesinde gerçekten çok enteresan öğrencilere denk geliyorum. Öğrenci geliyor, edebiyat fakültesinde okuyor ancak kitap okumamış, kitap okumak zor geliyor. Burada büyük bir problem var. Milli Eğitim Bakanlığı da bu konuyu fark etmiş ki artık sınavlarda klasik soru tiplerine ağırlık veriyorlar. Öğrenci geliyor, Osmanlı Türkçesi dersi sınavında “Hocam test yapacak mısınız?” diye soruyor. Osmanlı Türkçesi sınavı test olamaz, benim orada senin nasıl yazdığını, ne düşündüğünü, düşündüğünü nasıl ifade ettiğini görmem lazım.
Aranızda şiir yazan var mı? Burada hepimiz az çok belli seviyede okuyoruz, gerek kitaplar, yazılar, makaleler olsun. Ancak yazanımız çok çok az. Neden?
Eğer okuduğumuzu yazıya dökemiyorsak burada okuduğumuzun ne kadar içimizde özümsendiğini de sorgulamak gerekir. Yazmak güzeldir. Kelimeler bizim dünya görüşümüzü şekillendiren unsurlardır. Hatta bana öyle geliyor ki gördüğümüz rüyalar bile bizim kelime bilgimize göre şekilleniyor.
Bazen öğrenciler bana geliyor, diyor ki “Hocam çok fazla Arapça kelime var” ben de diyorum ki bu kelimeler bu dilde 1000 yıldır var, sen kaç yıldır varsın? 20 yıl.
100 sene önce dilimize giren kelimeler bile bugün dilin temel bir unsuru haline gelebiliyor. İmkanınız olursa telefonunuza bir kelime uygulaması indirin, otobüste, yolda, otururken, boş zamanlarınızda ara ara açıp bakın, günde birkaç kelime bile öğrenseniz zaman içinde bu büyük gelişimlere yol açacaktır. Bundan emin olun.
Bugün günümüz şartlarında maddi açıdan, zahiren bir çok özgürlüğe kavuştuk. Ancak manevi olarak özgürlüğümüzü tam olarak sağlamış değiliz, bizi özgürleştiren şeylerin esiri olduk.
Mesela biz neden burada bir sürü arkadaş bir araya geldik? Biz kitabı evde de okuyabilirdik ancak bir işi beraber yapmak bereketlidir. Namazı beraber kılmak, yemeği beraber yemek, böyle güzel vesilelerle bir araya gelmek gerçekten çok kıymetli bir fırsat.
Sadece terimde kalan bilgiler, işimize yaramaz. Bugün baktığımız zaman kim bana okuduğu son kitaptan alıntılar yapabilir? Aklınızda ne kaldı acaba? Bunlar çok önemli, eğer okuduğunuz kitaptan aklınızda hiçbir şey kalmıyorsa burada oturup bir düşünmek gerekir.
Bildiklerimizi hayatımıza uygulamak lazım. Eğer amel olmazsa ilim havada kalır, hayatımıza oturtmamız gerekiyor. Bilgi tek başına bir anlam ifade etmiyor. Çok bilmek, çok kıymetli bir adam olmak anlamına gelmiyor.
Bilginin de bir saptırıcı yönü var. Çok bilirim diyen kibre kapılabilir. Allah bizi saptırmasın inşallah.
