Sınırlarını Çizmeyen Gönüllü Sahada Tükenmeye Mahkum

Anasayfa > Haberler > Sınırlarını Çizmeyen Gönüllü Sahada Tükenmeye Mahkum

Klinik Psikologlar Sena Aldemir ve Meryem Zeynep Ötgün öncülüğünde gerçekleştirilen atölye çalışmalarında gönüllülerin psikolojik sınırları ve dayanışma kültürü uygulamalı etkinliklerle ele alındı.

Nevşehir Kozaklı'da düzenlenen AKADDER hizmet içi eğitim programı kapsamında sivil toplum çalışanlarının ruh sağlığını korumaya ve takım ruhunu güçlendirmeye yönelik önemli bir atölye çalışması yapıldı. Klinik Psikolog Sena Aldemir ile Meryem Zeynep Ötgün tarafından yönetilen programda gönüllülük sahasının görünmez dinamikleri ele alındı. Katılımcıların kendi sınırlarını çizmeyi ve birbirlerine görünmez bağlarla tutunmayı öğrendiği etkinlikte bilimsel yaklaşımlar gerçek yaşam senaryolarıyla harmanlanarak sunuldu.

İMTİYAZLARLA YÜZLEŞME VE KESİŞİMSELLİK

Atölyenin ilk bölümünde "Ada Oyunu" isimli uygulama ile katılımcılar geniş imkanlardan kısıtlı alanlara geçiş sürecini bizzat deneyimledi. Bu oyun sayesinde gönüllüler sahip oldukları görünmez imtiyazların farkına vararak gerçek kapsayıcılığın başkalarına alan açmakla başladığını idrak etti. Beklenmedik yıkımlar karşısında mülteci, kadın veya engelli olmak gibi farklı kimliklerin zorlukları nasıl katmerlediği kesişimsellik kavramı üzerinden anlatıldı. Kriz anlarında herkesin aynı oranda yara almadığı ve bu kesişimsel kimliklerin ayakta kalma sürecini doğrudan belirlediği vurgulandı. Bireylerin yaşadığı baskıların farklı kimliklerin kesişim noktasında katlanarak arttığına dikkat çekildi.

EMPATİ YORGUNLUĞUNA KARŞI ÖZ-BAKIM

Başkalarının acılarına sürekli tanıklık etmenin yarattığı duygusal bedeller programın en önemli odak noktalarından biri oldu. Başkalarının travmaları karşısında sınırlarını koruyamayan yardım çalışanlarının zamanla empati yorgunluğu yaşayarak kendi kalelerinden dahi uzaklaşmış hissedebileceği uyarısı yapıldı. Sahada etkili olabilmek için öz-bakımın ahlaki bir zorunluluk olduğu hatırlatılarak duygusal depolar tükenmeden mola vermenin hayati önem taşıdığı aktarıldı. Katılımcılara hayır demenin karşındakini reddetmek anlamına gelmediği ve kişinin sınırlarını korumasına yardımcı olan güçlü bir kalkan olduğu öğretildi.

KOŞULLAR DEĞİŞSE DE KARAKTER BAKİ KALIR

Uygulamalı eğitimlerin ikinci aşamasında "Özünü Taşı" ritüeli gerçekleştirilerek bireylerin sahip olduğu değerlerin değişen şartlara rağmen nasıl sabit kaldığı mühürlendi. Sabır, merhamet, adalet, cesaret ve vefa gibi ahlaki ve duygusal değerlerin insanın gittiği her yere götürdüğü bir heybe olduğuna vurgu yapıldı. Travma ve kriz anlarından sonra bireylerin sadece eski hallerine dönmekle kalmadığı aksine değerlerini yeniden keşfederek travma sonrası büyüme gerçekleştirebileceği ifade edildi.

GÖNÜLLÜLERİN ALTIN KURALLARI

Atölyede gönüllülerin sahada uyması gereken altın kurallar bir manifesto niteliğinde paylaşıldı. Gönüllülerin kendilerini bir kurtarıcı olarak görmek yerine yoldaş olarak konumlandırması gerektiği aktarıldı. Profesyonelliğin sınır bilmekten geçtiği ve danışanla aradaki sağlıklı mesafenin doğru yardımın anahtarı olduğu hatırlatıldı. Yardım edilen kişilerin sorumluluklarını ellerinden almanın yanlışlığına değinilerek empatinin acının içinde boğulmak anlamına gelmediği belirtildi. Sınırların ihlal edildiği durumlarda sessiz kalınmaması ve öz-şefkat geliştirilerek kişinin kendisine nazik davranması gerektiği tavsiye edildi.

GÖRÜNMEZ BAĞLARLA ÖRÜLEN BİZ BİLİNCİ

Etkinliğin son bölümü ekip içindeki gizli kahramanların onurlandırıldığı bir takdir ve farkındalık seansına ayrıldı. Bireylerin güçlü yanlarını karşılıklı olarak görmesinin topluluğu nasıl tek bir vücut haline getirdiği deneyimlendi. Programın finalinde katılımcılar kırmızı bir ağ örerek hem kendi bireysel sınırlarını çizdi hem de birbirlerine şifa veren bağlarla dev bir güç birliği oluşturdu. Sosyal desteğin saha koşullarının yarattığı strese karşı koruyucu bir tampon işlevi gördüğü belirtilerek kolektif dayanışmanın ruh sağlığını korumadaki bilimsel gücü bir kez daha kanıtlanmış oldu.